Anzeige

İstanbul’dan mektuplar

Almanya’daki seçimleri Erdoğan mı kazandı?

Von Bülent Mumay
 - 10:36
Die deutsche Bundestagswahl im Blick: Erdogan hielt sich mit Wahlempfehlungen nicht zurück. Bild: Reuters, FAZ.NET

ABD dışında herhangi bir ülkede yapılan seçimler Türkiye’de sıradan vatandaşın gündemini pek işgal etmez. Ama Almanya’da yapılan hiçbir seçimi, geçen pazarki kadar yakından takip etmemiştik. Evet, tarihsel bağlarımız, orada yaşayan milyonlarca soydaşımız, güçlü ticari ilişkilerimiz nedeniyle Almanya hep diğer Batı ülkelerine göre daha fazla ilgi alanımızdaydı. Ama son seçimi, neredeyse ABD seçimlerinden daha yakın izledik. Sebepleri malum. Özellikle son bir yılda iki ülke arasında yaşanan gerilimler, Berlin’deki değişikliklerin Türkiye’nin geleceğine olası etkileri nedeniyle gözümüz üzerinizdeydi.

Anzeige

Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın
Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne

AfD’nin oy patlaması yaparak parlamentoya girmesinin yarattığı şoku biz de hissettik. Ama bizi yönetenler, AfD’nin başarısına pek de üzülmüş gibi görünmüyor. Büyük koalisyon ortakları CDU/CSU-SPD'ye oy verilmemesi için daha önce açık çağrıda bulunmuştu Erdoğan. Seçimlerde Merkel ve Schulz’un yaşadığı kayıplardan keyif aldığı açıktı. Eski ortakların yeniden koalisyon kurmamalarından da pek mutluydu: “İşte bakın Almanya seçimleri bir derstir. Bak göreceksiniz, hükümet kuramayacaklar.”

Ancak Erdoğan’ın, eski koalisyon ortaklarının yanı sıra, Türk kökenilerden oy vermemelerini istediği bir parti daha vardı: Cem Özdemir’in eş başkanlığını yaptığı Yeşiller. Jamaika koalisyonunda yer alması beklenen Yeşiller’in eş başkanı, Almanya’nın Dışişleri Bakanı olarak Erdoğan ve ekibinin karşısına oturabilir. Bakalım Erdoğan o zaman da Cem Özdemir’e, Ermeni soykırımı tasarısını Alman parlamentosuna taşıdığı için “Çocuk o çocuk” der mi? Ya da yeniden “Cem Özdemir’in Türklüğünü kan testiyle ölçmemiz lazım” açıklaması yapar mı? Peki, ya Özdemir? Geçen haftaki “İktidara gelirsek Türkiye’ye seyahat uyarısı yayınlayacağım” sözünü tutar mı dersiniz? Müzakere masasında karşılaşacağı Erdoğan’ı “Türkiye’ye otoriter bir rejim getirmek isteyen rehineci” olarak niteleyecek mi yine?

Anzeige

Alman seçimlerinden, Özdemir gibi Erdoğan’ın sevincini kursağında bırakabilecek bir sonuç daha çıktı kuşkusuz. Olası koalisyonun ikinci büyük ortağı olması beklenen Hür Demokratlar’ın lideri Christian Lindner. Türkiye’deki Saray yanlısı basın “Alman seçimlerini Erdoğan kazandı” başlıkları atadursun, Almanya’yı 4 yıl yönetecek ortaklardan biri Erdoğan’ı açıkça Hitler ile bir tutmuştu. Geçen yıl yaşadığımız 15 Temmuz darbesini Hitler’in Almanya’da özgürlükleri ortadan kaldırmak için çıkardığı Reichstag yangınına benzetmişti.

Erdoğan’ın Almanya seçimlerinden önce yaklaşık 1 milyon Türk asıllı seçmene yaptığı “Bu üç partiye oy vermeyin” çağrısının bir işe yarayıp yaramadığını bilmek pek mümkün değil. Ancak “Oy verin” dediği, Türklerin küçük partisi ise sadece 41 bin oy alması, Ankara’dan gelen çağrının pek de karşılık bulmadığına dair önemli bir ipucu. Ancak Ankara’dan Berlin’e doğru yönelttiği salvoların, AfD’nin değirmenine su taşıdığını söyleyebiliriz. Büyük koalisyonun soğukkanlı tepkilerini yeterli bulmayan bazı seçmenlerin, Erdoğan ve Türkiye karşıtlığı üzerinden AfD’ye yöneldiğini söyleyebiliriz. Erdoğan, Almanya’yı “Nazi”likle suçlaya suçlaya ırkçı bir partinin Bundestag'a 72 yıl sonra girmesine katkıda bulunmuş olabilir.

Kuşkusuz, gündemimizde sadece siz yoktunuz geçen hafta. Erdoğan’ın 4 yıl önce el ele sahneye çıkarak “Mahşere kadar kardeşiz” dediği Iraklı Kürt lider Barzani ile savaşmak üzereyiz. Sebebi, Barzani’nin yaptığı bağımsızlık referandumu. Gerçi Kürtlerin Irak’tan bağımsızlığı için Erdoğan iki yıl önce “Bizi ilgilendirmez, Irak’ın iç işi” demiş olabilirdi. Ama şimdilerde tankları sınıra sürüp “Bir gece ansızın gelebiliriz” tehdidi savuruyoruz. Daha önce tarikat lideri Fethullah Gülen’in kadrolarına devleti emanet ettikten sonraki pişmanlığını “Kandırıldım” diye açıklamıştı Erdoğan. Barzani’nin bağımsızlık referandumuna yönelik yorumu da çok farklı değildi: “Barzani konusunda yanılmışız.”

Aslında haftanın en önemli gelişmesi, ne Almanya seçimleriydi, ne de Barzani krizi. Erdoğan’ın partisine üye bir milletvekili, sadece Türkiye’yi değil tüm İslam alemini büyük bir tuzaktan kurtaracak açıklama yaptı. AKP’li Ali İhsan Yavuz, Batı’nın Müslümanları sindirmek için diş macununu kullandığını duyurdu. Yavuz’a göre diş macununun içindeki florür insanları koyun gibi yapıyor. Müslümanları da yönetmek bu şekilde daha kolay oluyormuş. Florürün insan sağlığına zarar verdiğini ortaya koyan açıklamalar vardı kuşkusuz. Ama Batı’daki diş macunu tüketimi Türkiye'nin 4 katıydı. Belli ki Batı sadece Müslüman Türkleri değil, kendini de uyuşturuyordu!

Müslümanlara yönelik bir başka “uyarı” ilahiyatçı İhsan Şenocak’tan geldi. Babalara şöyle seslendi Şenocak: “Kızının pantolonla okula giderken yüreğin parçalanmıyor mu? Sevindin kızın üniversiteyi kazanınca. Doktor olacak, mühendis olacak. Kot pantolonuyla erkeklerin bakışı arasında kızın yürüyor, delikanlılar arkasına takılmışlar, arkasından gidiyorlar. Yavrunu cehenneme attın cehenneme!” Tarikat yurtlarında küçük çocuklar tecavüze uğrarken, kaçak Kuran kurslarında çıkan yangınlarda çocuklarımız diri diri yanarken sesini çıkarmayan yobazlar, pantolon giymeyi cehennemlik suç ilan ediyorlardı. Devletimiz de sessizce izliyordu. Bizim vergilerimizle maaş alan bir başka din adamı da, türban takmayan kadınları, mağazalardaki teşhir ürünlerine benzetiyordu. Müftü Mehmet Yazıcı, "Mağazalarda ambalajı açılmış teşhir ürünleri hep yarı fiyatına satılır” diyordu.

Din adamları toplumu bu sözlerle şekillendirmeye çalışırken, devletimiz de yeni nesillere benzer bir şuur vermek için gereken adımları atıyor. 12 yaşındaki her çocuğun zorunlu olarak alması gereken cihat dersinin içeriği geçen hafta belli oldu. “Allah yolunda savaş” olarak verilen eğitimde, savaş esiri alınanlar “ganimet” olarak belletiliyor. Küçücük çocuklara, “İslam dininden çıkan biri ile savaş yapılabilir” eğitimi veriliyor. Cihat “cephe”sinde bunlar yaşanırken, sosyoloji dersinden Marx’ı çıkardı devletimiz. Çok yakında Yahudi olduğu için Einstein’i fizikten, Yunanlı olduğu için Pisagor’u geometri dersinden çıkarabilirler.

Türkiye, OECD’nin PISA eğitim araştırmasında her yıl daha da aşağılara iniyor ama Milli Eğitim bakanımıza göre eğitimde "çağ atladık." Bakan İsmet Yılmaz’a göre “Bizim doğalgazımız, petrolümüz, elmas madenimiz yok ama elmastan değerli bir eğitim sistemimiz var.”

Diyelim ki, bakanın bu açıklamaları sizi pek ikna etmedi. Gerek toplumsal hayattaki gerekse eğitim sistemindeki gerici adımlardan rahatsız olup çocuğunuzu yurtdışında okutmayı düşünüyorsunuz, öyle mi? Denemeyin bence. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın geçen hafta yaptığı bu “uyarı”ya kulak verin: “Eğitim için Batı’ya gidenler, onların gönüllü ajanları haline geliyor. Bunların ihanet edemeyeceği hiçbir değer yoktur!”

Sakın bu uyarı üzerine, “Ama Erdoğan’ın üç çocuğu da, iki damadı da ABD’de okudu” falan demeyin. O sizi uyuşturan diş macununu kenara bırakın ve sessizce uzaklaşın.

Quelle: FAZ.NET
  Zur Startseite

Anzeige