İstanbul’dan mektuplar

Erdoğan’ın işsizlik reçetesi: Ekmek bulamıyorsanız kek yiyin!

Von Bülent Mumay
 - 12:03

Avrupa, yine yapacağını yaptı. Türkiye tarihinin en kritik seçimlerine birkaç hafta kala Erdoğan’ın eline şahane bir koz verdi. Geçen seneki referandumdan hemen önce Hollanda ve Almanya, Türk siyasetçilere toplantı yasağı koyarak Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmeyi başarmıştı. Yasaklama kararlarından sonra Erdoğan, hiç de sürpriz olmayan biçimde “Avrupa bize yeni Haçlı seferi yapıyor” diyerek yabancı düşmanlığını körüklemiş, milliyetçi oyları kendi hanesine yazmayı başarmıştı. Referandumu yüzde 51.8 ile kazanan Erdoğan’ın partisinden, “Avrupa ile polemik oylarımızı en az yüzde iki artırdı” itirafı gelmişti. Avrupa, bugünlerde Erdoğan’ın imdadına yine yetişti. Avusturya, Ankara’nın denetimindeki 7 camiyi kapatma, burada hizmet veren imamları da aileleriyle sınır dışı etme kararı aldı.

Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

Kararın gerekçesi, camilerde çocuklara askeri kıyafetler giydirilerek yapılan bir gösteri. Camilerin kapatılmasına sevinenin sadece Avusturya’daki aşığı sağ olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Viyana’nın kararını açıklamasından saatler sonra Erdoğan bir seçim mitinginde, yine “Hilale karşı Haçlı” terminolojisine sarıldı. Önce, Avusturya Başbakanı Kurz’a söylendi: “Bilesin ki Avusturya'da bir caminin kapatılması, oradaki Müslümanların, din adamlarının Avusturya'dan atılması, yeniden bir haçlı-hilal mücadelesini başlatır ki, bunun sorumlusu da sen olursun.” Avusturya'ya çatmakla yetinmedi, hedefini şu sözlere genişletti: "Ey Batı, başta Almanya, bu adamınıza çeki düzen verin. Kendisine çeki düzen vermezse olay farklı yerlere doğru gider.”

Erdoğan’ın “Olay farklı yerlere gider” dediğine bakmayın. Bir yere gideceği yok… Nitekim geçen sene de “gitmedi.” Hollanda ve Almanya’nın attığı adımlara karşı esip gürlemiş, meseleyi iç siyasette yani referandumda ustalıkla kullandıktan sonra unutmuştu. Artık ne Almanya’nın Nazi geçmişinden söz ediyor, ne de Hollanda’nın sömürgeciliğinden. Batı karşıtlığını kullanarak referandumu kazanmış, Saray diktasının yolunu açmıştı bir kere. Şimdilerde Avusturya’nın cami kapatmasıyla iktidarının ömrünü uzatmaya çalışacak.

Erdoğan, yabancı karşıtlığının toplumda nasıl taban bulduğunu, milliyetçiliğe oynamanın garanti oylar getirdiğini biliyor. Geçen hafta açıklanan bir kamuoyu araştırması, Erdoğan’ın neden bu alanda top koşturduğunu ortaya koydu. Çakın sonuçlar, Türkiye’deki tüm sorunları ‘dış düşman’ ve ‘tuzak’ kavramlarına yükleyen retoriğin, toplumun dost düşman algısını nasıl negatife çevirdiğini gözler önüne serdi. Araştırmaya katılanların yüzde 87.6’sı “ABD Türkiye’nin dostu değil” dedi. Almanya’yı dost bulmayanların oranı yüzde 82.6, AB’ye de aynı gözle bakanların oranı da yüzde 82.2 olarak gerçekleşti. Mesele sadece Batı’ya bakışta da değil. Erdoğan’ın son dönemdeki yakın müttefikleri Rusya ve İran’a yönelik düşman algısı da yüksek. “Rusya Türkiye’nin dostu değildir” diyenlerin oranı yüzde 67,1 olurken İran için de benzer düşünenlerin oranı yüzde 64,4’ü buldu.

En az yukarıdaki kadar korkutucu bir başka araştırmanın sonuçlarını daha öğrendik geçen hafta. Türkiye’de gençlerin yüzde 89’u yabancı dil bilmiyor. Yüzde 55’i eğitim aldığı alanda çalışmak istemiyor. Yüzde 72’si okul kütüphanesi kullanmıyor, yüzde 27’si çalışmayı bile düşünmüyor. Yüzde 88’i spor yapmıyor, yüzde 83’ü cinsellik eğitimi almamış. Yüzde 95’inin pasaportu yok, yüzde 98’i herhangi bir sivil toplum kuruluşuna üye değil. Genç işsizliğin yüzde 20’yi bulduğu Türkiye’de yaş ortalamasının 29 olduğu düşünüldüğünde, bu rakamların nüfusun büyük bir bölümünü yansıttığı gerçeği ortaya çıkıyor.

Bu istatistiklerden çıkan sonuçlar da, tıpkı “dost-düşman” araştırmasında olduğu gibi Erdoğan ve partisinin işine yarıyor. Çünkü eğitim durumu yükseldikçe, seçmenlerin Erdoğan ve AKP’ye oy verme eğilimleri düşüyor. Tam da bu nedenle bu tabloyu değiştirmek Saray’ın işine gelmiyor. Büyük ekonomik daralma nedeniyle gençlere parlak bir gelecek, geçinmelerini sağlayacak bir iş, hayata hazırlayacak bir eğitim vaat edemiyor. Seçimlere birkaç hafta kala 3 vaatle çıktı seçmenlerin karşısına… Rakipleri endüstri 4.0’dan söz ederken; Erdoğan seçmenlerine stadyum, park ve kıraathane açma sözü verdi. İnsanlara iş vaat edemedi ama kıraathanelerde ücretsiz kek vermekten söz etti. Şaka yapmıyorum, ülkedeki tüm televizyonlardan canlı verilen seçim mitinglerinde bedava kek verilecek kıraathaneleri anlattı uzun uzun. Marie Antoinette’in “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözünü çağrıştırırcasına, işsizlik nedeniyle ekmek bulamayan gençleri kek ile kandırmaya çalışıyordu.

Erdoğan ve arkadaşları, oy kaybetmeye başladıklarını görünce, seçmene yönelik örtülü şantaj ve tehdit kokan mesajlar vermekten de geri durmuyorlar. Erdoğan insanların neden kendisine yeniden oy vermesi gerektiğini anlatmakta güçlük çekince, diğer adaylara yönelik negatif kampanya başlattı. Seçmenlere, “Bunlardan bir şey olmaz. Biz kazanamazsak pişman olmayın sonra” dedi açıkça. Ülkede buzdolabı sahibi olmayı bile refah göstergesi saydı. Hani biz gidersek, buzdolabınızdan da olursunuz demeye çalıştı. Kendi atadığı Başbakan Binali Yıldırım da Kürtlere, “Bizde önce dilinizi konuşamıyordunuz” dedi. "Ona göre, gidersek dilinizi de konuşamayacaksınız” mesajı verdi. AKP’nin 2 numarası Hayati Yazıcı da, artık kendilerine oy vermeyi düşünmeyen vatandaşları ilginç bir dille uyardı: “Bu seçim hayati derecede önemli. Hiçbir vatandaşın fantezi yapma hakkı yok.” Fantezi yapmak dediği, başka bir partiye oy vermek!

Bakalım 24 Haziran’da Saray masalları mı, yoksa “vatandaşların fantezileri” mi gerçek olacak.

Quelle: FAZ.NET
  Zur Startseite