İstanbul’dan mektuplar

100 gençten 76’sı neden Türkiye’yi terk etmek istiyor?

Von Bülent Mumay
11.09.2020
, 11:33
AKP’nin 18 yıllık iktidarında doğup büyüyen nesil neden mutsuz? UNICEF’in araştırmasına göre en mutsuz çocuklar liginde neden ikinci sıradayız? Gençlerimizin yüzde 76’sı neden Türkiye’yi terk etmek istiyor? Bu kuşağın aileleri AKP’yi iktidara getirdi; götürmek ise bu kuşakların elinde görünüyor.

Yaklaşık 18 yıldır Türkiye’yi kesintisiz olarak yöneten Erdoğan’ın, siyaset tarihimize damga vuran en önemli isimlerden biri olduğunu söylemek; öznel bir yorumdan ibaret değil. Çünkü Türkiye, 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana başka bir iktidar tarafından yönetilmedi. Türkiye’nin 74 yıllık çok partili hayat serüveninde, tek başına iktidarda Erdoğan kadar uzun süre kalan başka bir liderimiz olmadı. Dolayısıyla bugünlerde 18 yaşına basan gençler, gözlerini dünyaya açtıkları günden bu yana Erdoğan’dan başkasını yönetimde görmedi. Erdoğan ve partisi AKP; birçok siyasi hareket gibi hem kendilerine oy veren kitleyi kemikleştirmek, hem de yeni gelen nesilleri seçmenleri haline getirmek için çaba harcadı. Seçmen konsolidasyonu; dinci ve milliyetçi söylem, yapay dış tehditler üretmek, güvenlikçi politikalarla korkuları büyütmek gibi araçlarla çok da başarısız olmadı. Ancak bu söylemlerin, aynı seçmenlerin çocuklarında karşılığı olduğunu söylemek pek mümkün değil.

Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

Sonuçları geçen hafta açıklanan iki ayrı araştırma, AKP’nin kesintisiz iktidarında doğan ve büyüyen nesillerle ilgili çok çarpıcı ipuçları verdi. UNICEF’in, AB ve Türkiye’nin de dahil olduğu OECD’ye üye ülkelerde yaptığı araştırmaya göre; en mutsuz çocuklar Türkiye’de yaşıyor. AKP iktidarında doğan 15 yaşındaki çocukların sadece yüzde 53’ü hayatlarından memnun olduğunu söylüyor. Araştırmada ölüm oranları açısından yapılan incelemeye göre de; Türkiye, Meksika’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Türkiye’de bir üniversitenin yaptığı araştırma, Erdoğan’ın yönetimi sırasında doğan ya da büyüyen gençlerin de mutsuz olduğunu ortaya koydu. “Hayatınızı bir bütün olarak düşündüğünüzde, ne kadar mutlu ya da mutsuz olduğunuzu söylersiniz?” sorusuna gençlerin yüzde 50,5’i “Mutlu değilim” ya da “Hiç mutlu değilim” yanıtını verdi. Az ya da çok mutlu olduğunu söyleyenlerin oranı ise toplam yüzde 26’da kaldı.

Gençlik araştırmasındaki bir soru; mutsuzluk sarmalındaki gençlerin, geleceklerini de Türkiye’de görmediğini gösterdi. Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 76’sı “Eğitim ya da iş amaçlı olarak geçici bir süre yurtdışına gitmek istediği”ni söylüyor. Kalıcı olarak Türkiye’yi terk etmek isteyenlerin oranı ise yüzde 64! “Peki hangi ülke?” sorusunun yanıtlarında ise ilk sırada Avrupa ülkeleri var. Araştırmanın en can alıcı sorusu, Türkiye’yi terk etmek isteyenlere yöneltilmiş. “Neden başka bir ülkede yaşamak istiyorsunuz?” sorusunun yanıtları, gençlerin Türkiye’de neyi bulamadıklarını da ortaya koyuyor. Gençlerin yüzde 59’u “Daha iyi bir gelecek”, yüzde 14.6’si “Daha huzurlu bir hayat”, yüzde 6’sı ise “adalet/eşitlik” için doğdukları topraklardan göç etmek istediklerini gösteriyor.

Geleceği, huzuru ve adalet duygusunu bu topraklarda bulamayanların kendilerine yeni bir vatan aramaları şaşırtıcı değil. Her üç gençten birinin işsiz olduğu, milli geliri her geçen gün eriyen, her türlü özgürlüklerin kısıtlandığı bir ülkede yaşamak istemiyorlar. Tüm sansür çabaları ve engellemelere rağmen dijital medya sayesinde, dünyanın geri kalanında yaşananlardan haberdarlar. Başka türlü bir hayatın mümkün olduğunu görüyor, içinde yaşadıkları iklimin ne denli karanlık olduğunu her gün yeniden deneyimliyorlar. Korona nedeniyle ulusal bayram kutlamalarının bile yasaklandığı sırada Erdoğan’ın kışlık sarayında tören düzenlediğini görüyorlar. Kendi anne-babaları korona testi yaptırmak için kuyruklarda perişan olurken, Erdoğan’a uzaktan soru soran gazetecilerin, 1000 odalı Saray’daki memurların bile her gün testten geçirildiğini görüyorlar. Onlar konsere gidemezken, Erdoğan’ın oğlunun okçuluk şenlikleri düzenlediğini izliyorlar. Mafya liderlerinin afla sokağa salındığı bir ülkede, eleştirel tweet atanların tutuklandığına tanık oluyorlar.

Yoksunluğunu hissettikleri tek şey, eşitlik ya da özgür bir yaşam değil. Ceplerinde paraları da yok. Yukarıda detaylarını paylaştığım araştırmaya göre. gençlerin yüzde 86’sının kişi ya da kurumlara borcu var! Yaklaşık 5 milyon üniversite mezunu, okul kredisini ödeyemedi. Devlet, borcunu ödeyemeyen 300 bin genç hakkında haciz işlemi başlattı. Şanslı olanlarının iş bulduğunu varsayalım… Gençlik hayalleri olan bir otomobil satın almaları artık rüya bile değil… Bilenleriniz vardır, AKP’nin içkiye koyduğu vergiler sayesinde bir kadeh içerken, devlete de iki kadeh ısmarlıyorduk. Geçtiğimiz günlerde otomotiv satın alırken ödenen vergilere de fahiş zamlar yapıldı. Artık bir araba satın alırken, 3 tane de devlete armağan ediyoruz. Siz Almanya’da 12 asgari ücretle hiç de fena olmayan bir arabaya binebilirken, bizim aynı araba için 244 aylık asgari ücretimizi biriktirmemiz gerekiyor. 20 yıl boyunca tek kuruşunu harcamadan hem de… Peki bir ürünün 3-4 katı kadar verdiğimiz vergiler, bize daha iyi bir gelecek olarak dönüyor mu? Keşke… Devletin din kurumunun bütçesinin, Eğitim Bakanlığı’nın iki katı olduğunu söylersem, bize nasıl bir “gelecek” hazırladıklarını anlamış olursunuz.

“Gelecek” böylesine karanlıkken, geçmişin karanlık sayfalarından söz etmek de tehlikeli olabiliyor. 33 yıllık saltanatı boyunca 1,6 milyon kilometrekare, yani bugünkü Türkiye’nin iki katı toprak kaybeden Osmanlı Padişahı Abdülhamit’i eleştiren televizyon kanalı 5 gün kapatıldı. Bir tarikat liderinin, 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel taciziyle ilgili haberlere sansür getirildi. Devletin protokolünde yer alan, resmi açılışlara davet edilen, Erdoğan ile birlikte kürsüye çıkmış bir tarikat liderinden söz ediyorum. Kamuoyu baskısıyla tutuklandı ancak soruşturma ile ilgili haber yapmak yasaklandı. Bir önceki mektubumda paylaşmıştım, Erdoğan’ın oğlunun sınıf arkadaşının devletten 32 milyon Euro’luk ihale aldığına ilişkin haberlere yasak gelmişti. Sıkı durun, bu haberin yasaklandığına ilişkin haber de yasaklandı! Bu arada, sansürün hedefinde sadece gerçek hayat yok. Televizyonda yayınlanan bir Harry Potter filminde, “büyü” ve “büyücü” gibi sözcüklerin sesi kısıldı.

Sadece son iki haftada yukarıdaki gelişmelere tanık olan gençlerin, “gelecek, huzur ve adalet”i başka topraklarda aramasına nasıl şaşırabiliriz? Umudunu buralardan kesen ancak gidecek yeri olmayanların, bu toprakları 18 yıldır yöneten iktidardan başkasına fatura kesmeleri mümkün mü? Son birkaç ay içinde yapılan anketler, aşınmanın sadece AKP’nin oylarında değil kişisel olarak Erdoğan’ın oylarında da gözlendiğini ortaya koyuyor. Erdoğan’ın -karizmatik liderliği sayesinde- kişisel oyu ile AKP’nin oyları arasında hep en az 10 puanlık bir fark vardı. Bu makas neredeyse ortadan kalktı. Son rakamlara göre, Erdoğan’a oy veririm diyenlerin oranı yüzde 37,2’ye, AKP’yi destekleyenlerin oy oranı ise yüzde 36.9’a düştü.

AKP için en büyük tehlike sadece gençler de değil… UNICEF araştırmasında mutlu olmadığını söyleyen, bugün 15 yaşında olan çocuklar da 3 sene sonra oy kullanma hakkına sahip olacak. Yani 2023’teki seçimlerin kilidini onlar çözecek. Ya bir şeyleri değiştirecekler, ya da abi ve ablaları gibi valizlerini toplayacaklar…

Quelle: FAZ.NET
  Zur Startseite
Verlagsangebot
Verlagsangebot