İstanbul’dan mektuplar

Erdoğan, adamlarının milyarlar kaçırmasına nasıl göz yumdu?

Von Bülent Mumay
20.10.2021
, 08:57
Nicht nur der Fußball verbindet sie: Der türkische Präsident Recep Tayyip Erdogan in Begleitung von Yildirim Demirören (r.) im Juni 2018 im Museum der Republik in Ankara.
Eski Türkiye’de, Demirel’in “Benim işçim, benim köylüm benim emeklim…” söylemi vardı. Erdoğan’ın devrinde ise “Benim medyam, benim devletim, benim zenginlerim” var. Göz göre göre, milletin sırtından kazanılan milyarların kaçırılmasına göz yumma var…
ANZEIGE

Türkiye’de merkez sağın simge isimlerinden biri olan eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, siyasi zekasının yanı sıra veciz açıklamalarıyla bilinirdi. 1980 öncesinde aşırı milliyetçi Ülkücü gruplar kan dökerken, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” diye konuşurdu. İslamcı örgütlerin arkasında olduğu cinayetlerin ardından, “Hiç tetik çeken parmakla, tespih çeken parmak bir olur mu?” diyerek suçluları korumaya çalışırdı. Enerji darboğazı nedeniyle benzin istasyonları önünde kuyruklar uzarken, kendisini “Benzin vardı da biz mi içtik?” diye savunurdu. Yukarıdaki ifadeler, toplumun büyük bölümünün tepkisini çekerdi elbette. Ancak Demirel’i popülist liderler arasında öne çıkaran, belki de uzun yıllar iktidarda tutan şeylerden biri, toplumun alt ve orta sınıflarına sahip çıkma biçimiydi. Neredeyse her konuşmasına, toplumun bütün kesimlerini tek tek sayarak şöyle başlardı: “Benim işçim, benim köylüm, benim emeklim…”

ANZEIGE

Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

Demirel, cumhurbaşkanlığı süresi bitince 2000’de siyaset sahnesinden çekildi. 2002’den itibaren ise Türkiye’yi Erdoğan’ın liderliğindeki AKP yönetmeye başladı. Ekonomik krizin merkez partileri yıpratmasından sonra yapılan seçimlerde Erdoğan’ı zirveye taşıyanlar, krizden en çok etkilenen alt ve orta sınıflardı. Tepki oylarıyla, Milli Görüş çizgisinden kopmuş henüz bir yaşındaki partiyi iktidar yaptılar. Erdoğan da -tıpkı Demirel gibi- ilk zamanlarında kendisine iktidarı armağan eden kesimlerden yana tavır aldı. Ancak gücünün artmasıyla Demirel’in “Benim işçim, benim köylüm, benim emeklim…” popülizminden uzaklaştı. Artık Erdoğan için “Benim medyam, benim devletim, benim zenginlerim…” vardı.

Bülent Mumay
Bülent Mumay Bild: privat

Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) tarafından ortaya çıkarılan Pandora Papers, Erdoğan’ın yarattığı ekonomik düzeni gözler önüne serdi. Belgeler; Erdoğan’a yakın çok sayıda işadamının, Erdoğan’ın verdiği ihalelerle kazandıkları yüzlerce milyonu, yine Erdoğan’ın atmadığı bir imza sayesinde vergi cennetlerine kaçırdığını ortaya koydu. Pandora Papers’tan ilk çıkan, Erdoğan’ın 1000 odalı sarayını inşa eden Rönesans Holding oldu. Son 5 yıl içinde Erdoğan sayesinde devletten 1,6 milyar Euro’luk ihale alan şirket; Türkiye’de vergi ödememek için yaklaşık 190 milyon Euro’yu vergi cennetlerine kaçırmış. Tesadüf şu ki; bu paranın yarısı, transfer edildikten bir gün sonra isimsiz bir yere “bağış” olarak gönderilmiş.

Pandora’nın kutusundan çıkan bir başka şirket ise Cengiz Holding oldu. Erdoğan’ın iktidarında hükümetten yaklaşık 40 milyar Euro’luk ihale alan, hatta Dünya Bankası’nın raporuna göre dünyada en fazla kamu ihalesi alan 3 şirketten biri olan Cengiz Holding de milyonlarını vergi cennetlerine transfer etmiş. Pandora Papers’tan çıkan Erdoğan’a yakın bir şirket daha çıktı: Demirören Holding. Şirketin milyonlarca Euro’yu vergi cennetleri üzerinden İngiltere’ye aktardığı, bu parayla başkent Londra’da çok değerli gayrimenkuller satın aldığı ortaya çıktı. Bu şirketin, Erdoğan’ın zengin ettiği diğer şirketlerden kritik bir farkı var. Erdoğan, devlet bankalarından verdiği yüzlerce milyon Euro’luk kredi ile Demirören Holding’in Türkiye’nin en büyük medya grubunu satın almasını sağladı. Eskiden Doğan Grubu’na ait olan gazete ve televizyonlar, Demirören’e geçtikten sonra Erdoğan’ın propagandasını yapmaya başladı. Medya grubunun yeni sahibi, devlet bankalarından aldığı yaklaşık 1.7 milyar Euro’luk kredileri vadesi gelmesine rağmen ödemediği gibi, tatlı kârlarıyla Londra’da lüks evler satın almış.

ANZEIGE

Peki bu işadamları, servetlerini Türkiye devletine tek kuruş ödemeden vergi cennetlerine nasıl gönderebildiler? Elbette o da Erdoğan sayesinde… 2006’da çıkarılan bir yasaya göre, vergi cennetlerine para transfer edenler yüzde 30 vergi ödeyecekti. Ancak Erdoğan 15 yıldır, vergi cennetlerinin hangisi olduğunu açıklayan listeyi yayınlamadığı için; Saray’ın zengin ettikleri dudak uçuklatan servetlerini Türkiye’den özgürce kaçırabildiler.

Yukarıda okuduklarınızı elbette Erdoğan’ın krediye boğduğu Demirören’in gazeteleri ortaya çıkarmadı. Yüzde 95’ini Erdoğan’ın direkt ya da dolaylı şekilde yönettiği medya kuruluşlarının hiçbiri de bu haberleri girmedi. İki yıl boyunca Pandora Papers’ta yer alan yaklaşık 12 milyon belgeyi iki yıl boyunca inceleyen, milyonlarca Euro’yu vergi cennetlerine kaçıran Türk işadamlarını bulanlar; Deutsche Welle Türkçe Servisi için çalışan gazeteciler oldu. Saray’ın etkisinde olmayan az sayıdaki yayın kuruluşu, DW Türkçe’nin yayınlarından alıntılar yapabildi. İktidar medyasının ambargosuna rağmen, Saray zengini olan işadamlarının para transferleri sosyal medya üzerinden milyonlarla buluştu. Hükümet, bu ve benzeri haberlerden elbette hoşnut değil. Saray’ın propaganda ofisi; DW Türkçe başta olmak üzere, iktidar propagandası yapmayan medya kuruluşlarına basın kartı vermiyor. Bu yayın kuruluşlarında çalışanlar, Merkel’in son veda ziyareti dahil hiçbir resmi programa alınmadığı gibi, sokakta haber takibi yaparken de sık sık polis tarafından çevriliyor.

ANZEIGE

Hukuki ve mali açıdan baskı altında olan küçük basın kuruluşlarının tek çaresi, uluslararası kuruluşlardan destek alarak yayın yapmak. Ancak iktidar, bunu da engellemek için harekete geçti. Yeni hazırlanan yasaya göre; Avrupa Birliği ya da uluslararası vakıfların fonlarından yararlanan medya kuruluşları, "Yabancı Merkez Temsilcisi” atayarak İçişleri Bakanlığı’na kayıt yaptıracak. Her türlü faaliyetlerini de bakanlığa bildirecek. Kurala uymayanlar, 5 yıla kadar hapis ve yaklaşık 100 bin Euro hapis cezasına çarptırılacak!

Saray, kontrolü dışında kalan basının yüzde 5’ini de bu yolla susturmak istiyor. Çünkü çok iyi biliyorlar ki; gerçekler tıpkı ışık gibi, bulduğu çatlaktan sızıyor. Erdoğan, kürsüye çıkıp “Amerika’nın, İngiltere’nin halini görüyorsunuz değil mi? Benzin yok benzin. Almanya’da kuyruklar, Fransa’da kuyruklar, yiyeceklerini bulamıyorlar, Türkiye’de böyle bir sorun yok” diye sürreal bir tablo çiziyor. Elbette onu destekleyen medya kuruluşları bu cümleleri manşete çekiyor. Ancak Erdoğan’ın bu konuşmayı yaptığı miting alanında, protokolden artan yemek artıklarını toplamak için yoksulların birbiriyle yarıştığına ilişkin videoyu sadece bağımsız medya kuruluşları yayınlıyor. İğneden ipliğe her şeyin fiyatı artıyor, benzine iki gün üst üste zam geliyor. İktidar yanlısı basın, akaryakıt zamlarının önemli olmadığını ispat etmek için “Mazot mu içiyoruz?” başlıkları atıyor. Saray’a yakın işadamlarının milyonlarına dokunmayanlar, devlete ait öğrenci yurtlarında kalan öğrencilerin porsiyonlarını küçültüyorlar. AKP’li bir yetkili, öğrencilerin yemeğinin kısılmasını, “Peygamber efendimiz de mideyi boş bırakın der” diyerek savunuyor. 30 bini aşan günlük Covid vakasına rağmen aşı karşıtlarının miting yapabiliyor, ancak doktorların çalışma koşullarını protesto etmek için eylem yapması yasaklanıyor!

Bu tablo, ülkenin en büyük değeri olan genç nüfusu daha fazla küstürüyor. Yapılan araştırmalara göre her 4 gençten 3’ü, yurtdışında yaşamanın hayalini kuruyor. Ama yine ülkeyi yönetenlere göre mesele bildiğimiz gibi değil. Çalışma Bakanı Vedat Bilgin’e göre, “Gençlerde bu arzunun olması doğal. ‘Türkiye'den kaçmak istiyorlar’ diye bakmamak lazım. Gençler dünyayı tanımak istiyorlar.”

Bakalım, fırsatını bulup yurtdışına çıkan gençlerden kaçı “dünyayı tanıdıktan” sonra Erdoğan’ın yeni Türkiye’sine geri dönecek?

Quelle: FAZ.NET
  Zur Startseite
Verlagsangebot
Verlagsangebot
ANZEIGE