İstanbul’dan mektuplar

Et alamayan, makarna yesin: Veganlaşmadık, yoksullaştık!

Von Bülent Mumay
06.11.2020
, 14:38
Türkiye’yi yönetenler; yoksulluğu ortadan kaldırmak, refahı yükseltmek yerine sadaka dağıtmak üzerine kurulu bir düzen kurdu. İktidar ortağının bile sokakta etmek dağıttığı ülkede, et tüketimi bir yılda yüzde 25 azaldı. Hayır veganlaşmadık, yoksullaştık!

Türkiye’de medyanın büyük bir bölümünün Saray tarafından yönetiliyor olması nedeniyle halkın gerçeklere ulaşması oldukça güç. Birkaç küçük gazete, büyük güçlüklerle ayakta kalmaya çalışan üç beş internet sitesi dışında; toplumun geniş kesimlerini bilgilendirecek bir mecramız kalmadı. Yerli basına yönelik bu kuşatmayı kırabilenler ise yabancı kamu yayıncılarının Türkçe yayın yapan servisleri oluyor.

Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

Hükümetin “şimdilik” dokunamadığı bu yayın organlarından biri olan Deutsche Welle Türkçe’de geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir haber, ekonomik krizin etkilerini gözler önüne serdi. Habere göre bu yılın sadece ilk 8 ayında, yaklaşık 600 bin kişi borçlarını ödeyemediği için icralık oldu. Geçinemeyince borç ya da kredi alan, bunu ödeyemeyince de borcu kapatmak için yeni kredilere girenler büyük bunalım yaşıyor.

Kartopu gibi büyüyen bir borç sarmalıyla yaşayanlardan biri 74 yaşındaki İnci Hanım. 40 yıl çalıştıktan sonra emekli olmuş. Tek başına yaşamasına rağmen, 245 Euro’luk emekli maaşıyla geçinemeyince borç almak zorunda kalmış: “Borcu borçla kapattım, bankayla icralık oldum. Geçinemiyorum. Bazı günler yarı aç, yarı tokum. Bankalar devamlı arıyorlar, artık açmıyorum. Psikolojim bozuldu. Elimde olsa da tüm borcumu versem ama yok…”

İnci Hanım’ın yaşadıklarını, Saray’ın kontrolündeki medyadan öğrenemedik elbette. Erdoğan’ın halkı selamladığı otobüse yaklaşan servis şoförü Mesut İnce’nin “Eve ekmek götüremiyoruz” isyanını da… AKP üyesi olmasına rağmen, yaşadıkları ekonomik güçlüğü Erdoğan’ın yüzüne karşı söyleme cesareti buldu. Erdoğan’ın verdiği yanıt, Saray’ın halkın gerçeklerinden ne kadar uzak olduğunu ortaya koyuyordu: “Bu bana biraz abartılı geldi…” Akabinde, halka dağıttığı paketlerden birini uzattı İnce’ye ve ekledi: “Al, bu keyif çayını iç…”

Servis şoförünün isyanını Saray medyasından öğrenemeyenlere ertesi gün hangi haber verildi dersiniz? Şoför İnce, devletin propaganda bültenine dönüşen Anadolu Ajansı kamerasının önünde, eline tutuşturulan kağıttan şu açıklamayı okumak zorunda kaldı: “Sözlerim çarpıtıldı… Ekmek bulamıyoruz lafını mecazi olarak söyledim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında yürümeye devam edeceğiz.”

İktidar böylesi propaganda operasyonlarıyla gerçeği ters yüz etmeye çalışıyor. Ancak mızrak çuvala sığmıyor. Halk, krizin etkilerini iliklerine kadar hissediyor. Akademisyenlerin yaptığı hesaplamaya göre enflasyon, hükümetin açıkladığının tam 4 katı. Bu yılın başında asgari ücretle geçinen biri, maaşının tümüyle 2324 ekmek satın alıyordu. Şimdi ise 1550… Öyle ki, Erdoğan’la ittifak yapan aşırı milliyetçi parti MHP bile, “evine ekmek götüremeyenler” için “askıda ekmek” kampanyası başlattı. Büyük meydanlara stantlar kurarak, halka ücretsiz ekmek verdiler.

Elbette bu Erdoğan’ın hoşuna gitmedi. Kameraların önünde “Bugün evine ekmek götüremeyen diye bir şey Türkiye’de var mı? İnanıyor musunuz buna? Dünyada en iyi noktada olan bir ülkeyiz” açıklaması yaptı. Krizi kendisi yaşamadığı için normal bir tepkiydi bu. Halk askıda ekmeğe muhtaçken, kendisine bağlı sarayların bütçesi yüzde 273 artırıldı.

Mesele ekmekle sınırlı değil elbette. Aniden milletçe veganlaştığımız için değil, ekonomik kriz nedeniyle et satın alamaz hale geldik. Son bir yıl içinde kırmızı et tüketimi yüzde 30 azaldı. En ucuz besin maddelerinden biri olan makarna satışları ise yüzde 25 arttı. Bir üniversite araştırmasına göre hanelerin yüzde 38’i gıda harcamalarını karşılayamıyor. Halkın yüzde 70’i geçim sıkıntısı çekiyor. Krizin yarattığı bunalım yüzünden intiharlar da artıyor. Ekonomik krize girdiğimiz son 5 yıl içinde 1370 kişi, geçim sıkıntısı nedeniyle yaşamına son verdi.

Makroekonomik göstergeler, ekonominin düzeleceğine ilişkin umut vermiyor. Erdoğan, rejimi değiştirdiği 2017’deki referandumda halkın evet demesi için şu vaatte bulunuyordu: “Başkanlık sistemiyle ekonomimiz uçacak.” Oysa uçuşa geçenler; borçlarımız, enflasyon ve döviz kurları oldu. Son üç yıl içinde Amerikan Doları ve Euro, Türk Lirası karşısında %130 artış kaydetti. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’nin dış borcu 114 milyar dolardı. Dış borcumuz 3 kattan fazla artarak bugün 421 milyar dolara ulaştı. Dünyanın en yüksek faizlerini veren ülkelerden biri olmamıza rağmen, artık borç da bulamıyoruz. Erdoğan ve damadının yönettiği Varlık Fonu’nun dış borç arayışına tek bir uluslararası finans kuruluşu yanıt vermedi.

Tüm bu gerçekleri unutturmak, gündemi değiştirmek için yeni bir düşmana ihtiyaç vardı. Fransa’da bir öğretmenin Charlie Hebdo’da yayınlanan Muhammed Peygamber karikatürleri nedeniyle vahşice katledilmesinden sonra Macron’un yaptığı açıklamalar, Erdoğan’ın bu ihtiyacını karşıladı. İslam düşmanlığı yaptıkları gerekçesiyle, vatandaşlara “Fransız malları satın almayın” çağrısı yaptı. Sanki hepimiz, Erdoğan’ın eşi gibi Hermes’in 45 bin Euro’luk çantalarını kullanıyormuşuz gibi…

Fransa ile yaşanan krizin arkasında kolay kolay unutulmayacak bir utanç yatıyor. Türkiye, Muhammed Peygamber karikatürleri nedeniyle Fransız öğretmenin boğazı kesilerek öldürülmesini tam 10 gün boyunca kınamadı. Erdoğan’ın Macron’un açıklamalarını iç siyaset malzemesi olarak kullanmasından sonra Saray’ın Sözcüsü İbrahim Kalın, attığı bir tweetle “Bu barbarlığı reddediyoruz” dedi. Ülkenin resmi haber ajansı, Fransız öğretmen Samuel Paty’nin vahşice katledilmesiyle ilgili hiçbir haber servis etmedi.

Hepimizin vergileriyle finanse edilen Anadolu Ajansı, Erdoğan’ı diktatör olarak tanımladığı için gazeteci Çiğdem Akbayrak’ın bir yıl hapis cezasına çarptırıldığını da duyurmadı. Erdoğan’ı sosyal medyada eleştiren işçinin 12 yıl hapsinin istendiğini de… İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu eleştirdikten sonra evi basılan, terörist ilan edilen, ailesinin tüm özel bilgileri ifşa edilen vatandaşın haberini de abonelerine servis etmedi. Anadolu Ajansı, sokak röportajında ülkedeki ekonominin durumundan yakınan vatandaşın evinin basıldığını da haber yapmadı. Çünkü ajans, Türkiye’de kriz yokmuş gibi Berlin’deki Türk kafe sahiplerinin, korona nedeniyle ne büyük ekonomik güçlükler çektiğini haberleştirmekle meşguldü.

Quelle: FAZ.NET
  Zur Startseite
Verlagsangebot
Verlagsangebot