İstanbul’dan mektuplar

Helikopter: Kimini ölüme, kimini balayına götürüyor

Von Bülent Mumay
09.10.2020
, 11:08
Saray’ın HDP’ye yönelik operasyonunun hedefi çok açık. Bu operasyonu, özel helikopterle balayına giden savcının başlatmış olması da tesadüf değil. Hem de askeri helikopterden atılan birinin can verdiği hafta...

İşkence ve kötü muamelenin Türkiye’deki seyri, bir kalp elektrosunun ekran görüntüsünden farksızdır. Neredeyse tüm iktidarların reddettiği işkence; yatay ve istikrarlı bir grafik çizer. Kriz zamanlarında ise kalp elektrosu tavan yapar. Özellikle askeri darbeler, terörle mücadele operasyonlarının yoğunlaştığı dönemlerde işkence vakaları zirveye ulaşır. Türkiye bugünlerde bir askeri cunta tarafından yönetiliyor olmamasına ve PKK ile çatışmaların geçmişe oranla oldukça düşük seyretmesine rağmen, işkence ve kötü muamele örneklerinde ciddi bir artış var. Özellikle son birkaç yıl içinde ortaya çıkan iddiaların üzerine ciddi bir biçimde gidilmemesi, kusuru bulunan kamu görevlilerinin etkin biçimde cezalandırılmaması; çok daha vahim örneklerin yaşanmasına yol açtı. Bir terör operasyonunda gözaltına alınan zanlının, polis arabasının arkasına bağlanarak sokaklarda sürüklendiğine tanık olduk birkaç yıl önce. 2016’daki darbe girişiminin ardından polisin kaçırdığı Gülencilerden bazılarından da hâlâ haber alınamıyor. Ancak birkaç hafta önce gündeme gelen bir iddia, Türkiye işkence tarihinin en vahim örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

Türkiye’nin en doğusundaki kentlerden biri olan Van’da yaşayan iki köylü, 11 Eylül günü ortadan kayboldu. 50 yaşındaki Osman Şiban ve 55 yaşındaki Servet Turgut, ailelerinin iki gün süren aramaları sonucunda devlet hastanesinin yoğun bakım ünitesinde bulundu. Vücutlarında çok ağır kırıklar vardı, hafızalarını kaybetmiş ve konuşamaz haldeydiler. Hastanenin tuttuğu ilk raporlara göre her iki köylünün ağır yaralanma sebebi, “helikopterden atılma.” Askerler tarafından gözaltına alınmışlar önce. Bunu gören tanıklar da var. Köylülerin gözaltından bir süre sonra helikopterden atıldığını doğruluyorlar. Devlet, bu vahim iddia üzerine bir süre sessiz kalmayı tercih etti. Ancak kamuoyu baskısının artması üzerine Van Valiliği şöyle bir açıklama yaptı: “Dur ihtarına uymayıp kaçarken, kayalık alanda düşerek yaralandılar.” Oysa olayın gerçekleştiği yerde değil kayalık, tek bir çakıl parçası bile yok. Devletin resmi açıklamasına bakacak olursak, her iki köylü aslında yemyeşil bir çayırda kaçarken düşüp kendilerini komaya sokuyor. “Düşüp kendini yaralamak, hatta ölmek” Türkiye’de devletin elindeki en yaygın işkenceyi örtme senaryolarından biri. Gazeteci meslektaşımız Metin Göktepe yıllar önce polis dayağıyla hayatını kaybetmiş, Emniyet’in ilk açıklamasına göre ise “duvardan düşmüş”tü.

Biz yine bugüne dönelim… Devletin “Kayalıklardan düştüler” dediği köylülerden Servet Turgut, yaklaşık 3 hafta süren yaşam mücadelesini kaybetti. Diğer köylü ise bitkisel hayatta, ölümle pençeleşiyor. Terör örgütüne yardım ve yataklık iddiasıyla gözaltına alınan her iki köylünün, “kendilerini tam olarak nasıl yaraladığıyla” ilgili resmi bir soruşturma başlatıldı. Ancak soruşturma hakkında gizlilik kararı verildiği için, görgü tanıklarının “Helikopterden atıldılar” iddiasının kayıtlara geçip geçmediği meçhul. Meselenin üstünü örtmek için, Türkiye’de bu konuyla ilgili haber yapmak da yasaklandı. Konuyu haberleştirerek Türkiye’nin gündemine taşıyan 4 Kürt gazeteci de, evleri basılarak gözaltına alındı. Öyle ki, ölen köylü için kurulan taziye çadırına bile tahammül edemedi devletimiz. Sivil polisler, taziye çadırını basıp anma törenini engelledi.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin konuştuğu tek helikopter vakası bu değildi elbette. Çok farklı bir bağlamda helikopterli haberler okuduk. Daha doğrusu helikopterle başlayan… Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman, geçtiğimiz günlerde görkemli bir düğünle evlendi. Ankara’nın en lüks otellerinden birinde yapıldı düğünü… Düğüne, Erdoğan dışında devlet protokolünün neredeyse tamamı katıldı. Düğünden sonra, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk yaşandı: Başsavcı, eşini yanına alarak Saray’a çıktı. Yeni evlenen çift, gelinlik ve damatlıklarıyla gittikleri Saray’da, Erdoğan ile hatıra fotoğrafı çektirdiler. Bu fotoğrafın basına servis edilmesinden birkaç gün sonra, balayı için Türkiye’nin güneyindeki en pahalı otellerden birine özel bir helikopterle gittiler. Nasıl finanse edildiği bilinmeyen bu pahalı düğün ve balayından birkaç gün sonra, Saray’a teşekkür kıvamında bir operasyon başlatıldı.

Başsavcı Kocaman, helikopterli balayından döner dönmez Erdoğan’ın son yıllarda savaş açtığı Kürtlerin partisi HDP’ye yönelik bir operasyon başlattı. Bundan tam 6 yıl önce yaşanan olaylar nedeniyle, gizli tanıkların ifadeleri doğrultusunda HDP’nin üst düzey yöneticileri sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alındı. Savcının helikopterli balayından sonra başlattığı bu operasyon, Türkiye’nin “bağımsız” yargısının kararı değil elbette. Erdoğan’ın yaşadığı siyasi sıkışmayı aşabilmek için çok açık biçimde yönettiği bir operasyon. Gerekçesi çok basit: Muhalefet ittifakına dışarıdan destek veren Kürtleri, yani parlamentonun 3. büyük partisini demokrasi denkleminin dışına itmek. Peki neden şimdi?

Erdoğan’ın aşırı milliyetçi MHP ile kurduğu ittifak, uzun süredir oy kaybediyor. Saray ittifakının karşısında ise; sosyal demokrat CHP ile Erdoğan karşıtı milliyetçilerin buluştuğu İyi Parti’nin liderliğindeki muhalefet bloku var. Bu blokun Saray’ı yenmesini sağlayabilecek kilit parti ise HDP. Kürtler geçen seneki yerel seçimlerde, muhalefetin adaylarına dışarıdan verdikleri destek sayesinde, Erdoğan’a siyaset tarihinin en acı yenilgisini tattırdılar. Saray, muhalefetin oluşturduğu bu birlikteliği yıkmak için türlü yöntemler uyguluyor. İyi Parti’yi kurduğu günden bu yana Saray ve medyasının çirkin iftiralarıyla karşılaşan, hatta terör örgütü destekçisi ilan edilen Meral Akşener’i ikna etmek istediler önce. Daha önce yerden yere vurdukları Akşener’e “Muhalafet blokunu bırak, yuvana geri dön” dediler. Akşener, Saray ittifakının bu davetini reddedince, muhalefet blokunu parçalamak için yine Kürtler hedef seçildi. Helikopterli balayının ardından, HDP’yi felç eden operasyon başlatıldı.

HDP, bugüne kadar devletin gazabına uğrayan ilk Kürt partisi değil. Kürt hareketinin yasal zeminde siyaset yapmak için kurduğu partiler bir bir kapatıldı, isim değiştirerek yenileriyle yola devam ettiler. Geçen yılki yerel seçimlerde kazandıkları 65 belediyeden 59’una Erdoğan el koydu. Şimdi de partinin üst yönetimi demir parmaklıklar arkasına kondu. Amaç Kürtleri sandığa küstürmek, “Kazansak ne olur, nasılsa temsilcilerimizi tutukluyorlar” algısıyla siyasetten soğutmak; Erdoğan’ın ekonomik kriz nedeniyle hazırlandığı baskın seçime, Kürtlerin müdahil olmadığı bir siyasal kompozisyonla gitmek…

Saray’ın kurduğu bu oyunun kaderi; Kürtlerin, çektikleri her türlü eziyete rağmen demokraside inat etmesine bağlı… Tüm bu baskılardan sonra radikalleşerek yasal siyasi zeminden çekilmek, Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürecek. İnadına sandığa giden Kürtler, Türkiye’de demokrasiyi yeniden inşa edecek.

Quelle: FAZ.NET
  Zur Startseite
Verlagsangebot
Verlagsangebot