İstanbul’dan mektuplar

Erdoğan’ın öldüren vergileri

Von Bülent Mumay
24.10.2020
, 13:15
Yüksek vergilerin altında ezilmekle kalmıyoruz artık. Erdoğan’ın “Yeni Türkiye”sinde vergiler artık can almaya başladı. İçkiye 10 yılda yüzde 500 zam gelince evlerde üretim patladı. Etil alkol satışı da yasaklanınca, sahte içkiden iki haftada 70 kişi öldü.

Türkiye’de ekonomi kötüye gittikçe, Saray rejiminin kaynak yaratmak için başvurduğu yöntem hiç değişmiyor. Üretimi ve istihdamı, böylece ülkenin refahını arttıracak adımlar atmaktansa; -öğrenilmiş bir çaresizlik içinde- kısa yoldan halkın cebine el uzatılıyor. Hali hazırda fahiş olan vergi oranları, bir kez daha yükseltiliyor.

Zur übersetzten, für die deutschen Leser redaktionell bearbeiteten Fassung der Kolumne
Alman okurlar için çevrilip düzenlenmiş versiyonu için tıklayın

Erdoğan hükümeti; Covid19 salgınından önce kriz sinyalleri veren, son birkaç aydır dibe vuran ekonomiye can suyu vermek için iki önemli kalemde vergi artışına gitti. Otomobil ve alkollü içkilere ödenen vergiler, geçtiğimiz günlerde bir kez daha yükseltildi. Artık araba alırken, devlete de iki tane satın alacak kadar vergi ödüyoruz. İçki içerken daha da bonkörüz. Alkolün etkisiyle değil, devletin zoruyla… Bir kadeh içerken, Erdoğan’ın bütçesine de 3 kadeh ısmarlıyoruz.

Vergi kalemleri artırılırken, en fahiş zamların içkiye gelmesi tesadüf değil elbette. Ucu Erdoğan’ın tabanına pek değmediği, iktidarın İslamcı karakterine uygun olduğu için; Türkiye’de en ağır vergileri içki içenler ödüyor. Son 10 yıl içerisinde içkiden alınan vergiler yaklaşık yüzde 500 arttı. Fiyatların nereye geldiğini tam olarak anlatabilmek için Almanya ile karşılaştırma yapayım. Almanya’daki asgari ücret ile 3158 şişe bira satın alabiliyorsunuz. Türkiye’de ise sadece 186 tane…

Vergiler yüzünden içki fiyatları arttıkça, ekonomik zorluklarla boğuşan vatandaşlar yeni arayışlara yöneldi. Bir şişe rakıya servet ödemektense, çok da sağlıklı olmayan koşullarda evde kendi içkilerini üretmeye başladılar. Sadece rakı da değil… Yaşadıkları yerleri küçük bir damıtım evine çevirenler; hazır tesis kurmuşken viski de üretmeye başladılar, votka da…

Her ne kadar “Milli içkimiz ayrandır” dese de Erdoğan’ın en sevdiği içki -üzerinden topladığı vergi nedeniyle- rakıdır… Farklı sebeplerle, yurttaşların da… Evde üretim yaygınlaştıkça, internet üzerinden rakı tarifleri veren bloglar mantar gibi çoğaldı. Hatta evde rakı üretmek için başta etil alkol olmak üzere, anason yağı gibi ürünleri satan çevrim içi marketler kuruldu.

Vatandaşın, neredeyse beşte bir fiyatına ev yapımı rakı içmeye başlaması, ülkeyi yönetenlerin hesabına gelmedi. Toplam vergi gelirleri içinde içkiden gelen payın küçüldüğünü fark eden devletimiz, hemen devreye girdi. Rakıda kullanılması şart olan en önemli ham maddenin satışını yasakladı. Tarımsal kökenli etil alkol, marketlerde ve internette satılamıyor artık.

Vergiler nedeniyle içki satın alamayacak hale gelenler, bu yasaktan etkilenmemek için farklı çözümler aradı. Etil alkol bulamayanlar, daha çok kimyasal alanlarda kullanılan metil alkol ile rakı üretmeye başladı. Sahte rakı üretip vatandaşa daha ucuza ulaştıranlar ise çok daha tehlikeli bir yönteme başvurdu. İçinde alkol bulunan dezenfektan gibi temizlik ürünlerini, içki aromalarıyla karıştırarak rakı diye sattılar.

Hükümetin fahiş zamları, ucuza içki üretilmesini önlemek için etil alkol satışını da yasaklaması, akabinde yukarıdaki tehlikeli yöntemlerin devreye girmesiyle tam bir facia yaşandı. Son iki hafta içerisinde kaçak içkileri içenlerden en az 70’i hayatını kaybetti. Birçoğu da, hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde ölümle pençeleşiyor. Sağ kalsalar bile görme kaybı gibi kalıcı hasarlarla hayata dönecekler… Daha fazla vergi toplama hırsı nedeniyle onlarca vatandaşın can vermesi, ülkeyi yönetenleri pek üzmedi. Aksine bazılarını sevindirdi… Erdoğan’ın partisinin gençlik kolları üyelerinden biri, şu açıklamayı yaptı: “Laikler, Recep Tayyip Erdoğan'dan kurtulmak istiyorsanız bol bol sahte içki için!”

İçkiye yapılan zamlar, belki sadece Erdoğan’a siyaseten uzak kitleleri etkiliyor, hatta bazılarını öldürüyor. Ama ekonomik krizin kendisi, Erdoğan’ı iktidara taşıyan alt ve orta sınıflar dahil olmak üzere tüm yurttaşları vuruyor. Son açıklanan resmi rakamlara göre vatandaşların yüzde 40’ı, elektrik-su-doğalgaz faturalarını ödeyemiyor. Dört kişiden birinin işsiz gezdiği ülkeye, istihdam yaratacak tek bir yeni yatırım gelmiyor. Kırdığımız tek bir rekor var: Türk Lirası erirken, dünyaya döviz üzerinden borçlanmak! Dünyanın en büyük 18. ekonomisiyiz ama dış borçta 6. sıraya yükseldik.

Ekonomideki yangını söndüremeyen Erdoğan, işsizlik ve hayat pahalılığından şikayet eden milyonlara dini bir söylemle “sabır” tavsiye ediyor. Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir toplantıda, “Gerçek mümin yoklukta sabredendir” açıklaması yaptı. Devletin din aygıtı Diyanet de cuma hutbesinde vatandaşlara şu tavsiyede bulundu: “Varlık gibi, yokluğu da paylaşalım.” Bu tavsiyelere ne Erdoğan, ne Diyanet’in kendisi uyuyordu. Erdoğan’ın sabır çağrısı yaptığı günlerde, Saray’ın bir günlük harcamasının 1 milyon Euro’yu aştığı ortaya çıktı. “Yokluğu paylaşma” tavsiyesinde bulunan Diyanet’in de herhangi bir şeyi paylaşmaya niyeti yoktu. Yeni açıklanan 2021 bütçesinden alacağı pay, 7 bakanlığın toplamını solluyordu.

Sabretmeyi sevmeyen, yokluk nedir bilmeyenlerden biri de Erdoğan’a en yakın işadamı Orhan Cemal Kalyoncu oldu. Öğrenim kredisini ödeyemeyen 300 bin üniversite öğrencisinin evine haciz gönderen devlet, Erdoğan’ın milyarlık devlet ihaleleriyle zengin ettiği Kalyoncu’ya, 1 milyar Euro’yu aşkın tutarda vergi istisnası tanıdı. Satın aldığı medya kuruluşları üzerinden 24 saat iktidar propagandası yapmanın bir karşılığı olmalıydı elbette. Şaşırmayacağınız bir bilgi vereyim: Yoksulluğun pençesindeki milyonların, Erdoğan’ın yakınına yapılan bu iyiliği öğrenmemesi için konuyla ilgili haber yapılması mahkeme tarafından sansürlendi.

Kamuoyunun gerçekleri öğrenebildiği dijital kanallar da bir bir iktidarın cenderesine giriyor. IPSOS’un 27 ülkede her yıl tekrarladığı mutluluk araştırmasına göre, Türkiye'de kendini mutlu olarak niteleyenlerin oranı son 9 yılda yüzde 89'dan yüzde 59'a düştü. Gerçek hayatta mutsuzluk liginde liderliğe oynuyoruz ama aynı araştırmaya göre sanal alemde mutluluğun zirvesindeyiz. “Sosyal medya beni mutlu ediyor” diyenlerin oranı yüzde 70. Gerçek haberleri alabildiğimiz, kendimizi özgürce ifade edebildiğimiz tek yer burası çünkü. Ama buradaki mutluluğumuz da uzun sürmeyecek. 1 Ekim’de yürürlüğe giden yeni yasa ile sosyal medya platformları Türkiye’de temsilcilik açmak, iktidarın hoşuna gitmeyen paylaşımları 24 saat içinde kaldırmak zorunda. Bu şartı şimdilik yerine getirmediler. Birkaç ay içinde Facebook ve Twitter Ankara’nın istediklerini yapmazsa, bu platformlara erişim yüzde 95 oranında azaltılacak. Yani sosyal medya kelimenin tam anlamıyla boğulacak.

Sansür ve yasaklar, sadece geleneksel ve dijital medyayı değil; sanat eserlerini de vuruyor. Dünyaca ünlü Türk yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Ahlat Ağacı, televizyon yayınında tuhaf bir sansüre uğradı. Sahnelerden birinin arka planında görünen kadın heykelinin göğüsleri mozaiklendi! Belli ki heykelin ahlakımızı bozmasından endişe ediliyordu… Nobel ödüllü İtalyan yazarı Dario Fo’nun “Klaksonlar, Borazanlar ve Bırtlar” (Orijinal adı “Clacson, trombette e pernacchi”, Almancası “Hupen, kleine Trompeten und Fürze”) adlı oyunu da, terör propagandası olduğu gerekçesiyle yasaklandı. Aslında oyun, Türkiye’de bugüne kadar yaklaşık 100 kez sahnelenmişti. Devletin aynı oyunu bugünlerde sakıncalı bulmasının bir sebebi vardı elbette: Dario Fo’nun eseri, ilk kez Kürtçe sahnelenecekti. Oyunun başlamasına saatler kala tiyatro sahnesine polis gönderen İçişleri Bakanlığı, yasaklama sebebinin Kürtçe olduğu iddialarına tepki gösterdi. Bakanlık adına yapılan açıklamada, aynen şu ifade geçiyordu: “Kürtçe tiyatro elbette ki serbesttir. Ancak bu oyun, PKK terör örgütünün propagandasını içeriyor.” Sanatçıların geleceği gördüğü söylenir hep, Dario Fo için de geçerliymiş bu. 1970’te yazdığı bir oyunla, 1984’te silahlı eylemlere başlayacak bir örgütün propagandasını yapmayı başarmıştı!

Quelle: FAZ.NET
  Zur Startseite
Verlagsangebot
Verlagsangebot